Anlayış mı sevgiden doğar yoksa sevgi mi anlayıştan? Gözlerimizi kapatıp bir düşünelim. Anlayışsız bir ben hayal edin. Bencilleşmiş, kendi doğrularıyla yaşayan, uzlaşmaya kapalı, dediğim dedik. Sizce burada var olan sevgiyi görebilmek, hissedebilmek, yaşayabilmek mümkün olur mu? Birde şimdi anlayışlı halinizi hayal edin. Tolerasyonu yüksek, insanlık halinden anlayan, herkesin bir olmadığını herkesin düşüncesinin kendine olduğunu, herkesin farklı birer karaktere sahip olduğunu bilen bir ben hayal edin. Peki orada sevgiyi görebilir misiniz? Kesinlikle. Yargılamak, karşındaki gibi olmak istememek yeni seni doğurur. İleride yaşayacaklarını belirlemiş olursun. Fark etmeden nefret ettiğin kişi olup çıkıverirsin. Kendini sevmeyen bir ben olursun. O yüzden sevmek için, kendini daima ileriye taşıyabilmek için önce anlayış gereklidir. O anlayış önce kendine sevgiyi sonra karşındakine sevgiyi doğurur. Sevgi ise seni her zaman aydınlıkta tutarak yüksek bilinçte olayları, kendi tepkilerini yakalamana fırsat sunar. Sevgiyi yitirdiğin an sen sadece egodan ibaret olursun ve işte o anda körlük ile başlayan kendini kaybetme süreci başlar. Egon der ki, bunu bana nasıl yaptı, bunları bana nasıl söyler, ben onu hiç tanımamışım... halbuki hakikatte sen onun ruhunu tanımıştın. Fakat egon onun ruhunu tanıyamamıştı ki, ondan nasıl sakin kalmasını, karşındakini anlamasını bekleyebilirsin. Yapman gereken sadece ve sadece farkındalığını kaybetmeden hem ruhunu hem egonu hem de bedenini dinleyebilmek. Çünkü hepsinin dili farklı. Senin alman gerekeni karşındaki değil, bu üçünün dillerinin harmonisi verecektir. Bu sebeple kendini çözmek istiyorsan karşındakinin davranışına verdiğin tepkiye bak. Göstereceğin anlayış onun için değil kendini anlayabilmen için olacak...