Ölüm nedir ki acaba? Hayattaki zamanın doluşumu yoksa dolduruluşu mu? Kalanlara ders mi vermek yoksa gidenin kendisine verdiği ders mi? Belki de hepsi… Bir gün gelir bir bakarsın artık o çok sevdiğin insan yok. Peki ya sonra? Hayatından kaybolduktan sonra varlığı nerede devam ediyor? Şimdi nereye gitti? Nerede, neden, niçin oldu gibi sorularla dolu bir beyin ile kalıverir insan. Olsun ne yapalım, zaten o hep benimle demeler yer alır. Ne kadarı gerçek ne kadarını bizler yaratıyoruz sizce? Kanıtı var mı yok. Peki, biz o zaman sadece bir inanış biçimi mi seçeriz kendimize kendimiz için? Koca bir EVET. Yolculuğu kendisi bitirmeyi tercih edenler, bir de kendisi istemeden yolcuğu bitirilenler vardır. Farkı nedir sizce? Kesin olan ortak noktası, her ikisinin de artık bedenen hayatınızda olmayışı. Ya onu kurtarabilme şansınız olsaydı? Yoktu, hiçbir zamanda olmayacaktır. Çünkü bir kez yaratıldıysa fikir, eyleme geçtiyse kişi, olacak olanın artık önüne geçemeyiz. Olacak olanı, maalesef ok yaydan çıktıktan sonra engelleyemeyiz çünkü zaten olması gerekenin hazırlığı çoktan yapılmıştır ve ona uygun en iyi varyasyon seçilip zaman çizelgesine yerleştirilmiştir. Olay olduktan sonra hatta aklıma gelen başıma geldi deriz. Artık sadece sonrasıyla ilgilenebiliriz. Şöyle olsaydı böyle olurdu demek kendini suçlamaktan başka hiçbir işe yaramaz. Çünkü ölüm ya da başkasıyla alakalı bir olayın doğrudan sizin ile alakası yoktur. Sizde olacak olan, olayın, kişinin ve sizin o olay hakkındaki düşüncelerinizin yansımaları, yaşanan olayları özdeşleştirmek ise en büyük hatanız olacaktır. Üzücü olan zamanında söylenememiş sözlerin, yapmak isteyip yapmadıklarınızın acısıdır aslında. İşte tam olarak bu durumlar sizin ile alakalıdır. Gidene kal diyebilecekken diyememiş olmak peki. İşte fırsatınız varsa bu fırsatı kaybetmeden değerlendirmek gerekir. Eğer içinizden gelen şeye beyniniz ile karşı çıkıyorsanız ve bir tarafı susturup beyninizi dinlemek istiyorsanız yapmayın. Sonrasında pişmanlık ve üzgünlük hâkim olur ruhunuza. Sadece egonuzun farkına varıp bekleyin. Bir süre sonra gerçek gün gibi ortaya çıkacaktır zaten. Bu vesile ile de ya söyleyecekleriniz yumuşayacak ve doğru iletişim şekline dönebileceksiniz ya da aslında ne kadar anlayışlı olabildiğinizi fark edeceksiniz. Olayın sonunda gitmek isteyen belki yine gidecek ama siz vicdanen rahat bir şekilde “geride kalan” olacaksınız. Ama aslında giden, sizin için esas geride kalan olmayacak mı? Çünkü artık siz tamamen ondan özgürleşmiş olacaksınız. Onun ne taşıyıp götürdüğünü bilemeyeceksiniz belki ama kendinizin olay/durum/kişi üzerindeki tamamlanışınızı bileceksiniz. İşte en kötüsü değil midir zaten keşkeler, zamanında yapamadığınız, yanlış söylediğiniz ya da söyleyemedikleriniz için kendinize duyduğunuz öfkeler. Değiştiremeyeceğiniz durumlar için duyduğunuz pişmanlıklar. Elimizdeki tek an ŞİMDİ dir. Yapabilecekleriniz sadece şuan da gizlidir. Herşeyi arkanızda bırakıp sadece şuan da yapmanız gerekeni yapın. Hem de hiçbir karşılık beklemeden. Emin olun şuan da gözle görülmeyen karşılık, bir zaman zarfında, bir yolla size dönüş yapacaktır. Olduğunuz ruhsal durum enerji boyutundaki yerinizi, o hal’den doğan eylemleriniz ise başınıza gelen ve gelecek olan olayları yaratır bunu sakın unutmayın… “Enerjide var olma” sebebinden dolayı birini kaybetmekten hiçbir zaman korkmayın. Çünkü bu korku sizi ele geçirdiği an karşı tarafında anlık enerji durumu buna müsait olduğu anla eşleşeceği için siz artık onu kaybetme sürecine girmeye başlarsınız. İşte o anda bunu fark edebilirseniz dönüşünüz hızlı olur ama fark etmeyip bu tohumları sulayarak yeşertmeye devam ederseniz sonunuz kaçınılmaz şekilde ayrılık olur… İşte bu da enerjisel boyutta eşleşmenin yalın bir dil ile anlatım halidir. Hayatın her alanında etkilidir. Deneyin ve görün.