Hayatında kuralları vardır aynı oyunlar gibi. Zaten bütün oyunlar, filmler, diziler bu hayatın minyatürleştirilmişi ya da anlatıcısı değil midir? Çok büyük bir oyun var hayat oyunu. Zaman kısıtlaması var mı yok. Seçimlerde özgürlük var mı, sonuna kadar. Aslında oyunların en kapsamlısı, en zevklisi, en heyecanlısı, hem en affedeni hem de asla affetmeyeni değil mi hayat oyunu? Diğerlerinden ayrılan en önemli farkı ise rekabetin yanındakiyle değil kendinle olması gerektiğini anlatmasıdır.
Şimdi mesela diyelim ki bir kart oyununda yanlış bir hamle yaptınız, telafisi mümkün müdür? Sakin kalıp akıllıca hareket ederek, iyi takip sonucunda doğru öngörülerde bulunarak mümkündür telafi etmek ama affedilmez. O kartı geri alamazsınız ya da yaptığınız hamlenizi. Bir sonraki ellerde denersiniz şansınızı. Hatanız o elde kalır gider. Peki hayat oyununda öyle midir? Hatalarımız yerini alarak bir önceki elde kalır gider mi? Hayır gitmez. Çünkü hayat bize hatalarımızdan ders almamız gerektiğini öğretir. Doğrusunu isterseniz bütün oyunlarda yapılan hatalarda doğrularda genel puanımıza yansır. Yani sonuca, yani hedefimize yani galibiyetimize. Peki bunu neden yapar? Oyunun sonuna geldiğimizde oynanan her elinde, elimizdeki her kartında varlığını anlayabilmemiz için yapar. Elimizdeki kartları en iyi şekilde oynamamızı ister hayat. Hem ikinci şans verirken hem de unutmaz. Yani affeder ama affetmez. Bu yüzdendir ki hatalarımızın adları değişip kelime anlamları değişir ve “deneyimlerimiz” adı altında toplanırlar diğer yaşananlarla beraber olurlar. Onları tecrübe etmeseydik bugün burada olamazdık deriz.
Kuralları bozarak oynarsak hayat bize verecek olan galibiyeti acılarla, zorluklarla, uğraşlarla verir. Aynı bir oyundan atılmak gibi. O yüzden hamlelerimiz her ne kadar yanlış gözükse de kurallar çerçevesinde aslında bizim için, hedefimiz için yapılmıştır. Hayat oyunu, hedefini asla unutmaz ve şaşırmaz. Her dileğiniz bir gün kesinlikle gerçekleşir en çaresiz olduğunuz zamanda bile. Bazen yapacak hiçbir şeyiniz kalmaz. Sığınma ihtiyacı içersinde, “lütfen, nasıl olacak bilmiyorum ama bir şekilde olsun” dersiniz. Olacakların zamanını hayat belirler ve her şeyi bıraktığında tamamen teslim olduğunuzda yolunuza ışık tutacaktır. Bunu doğru zamanda karşınıza getirir. Işığı görmenizi ister. Size belki yanlış gözükür belki de doğru. Belki “bu ne şimdi” dedirtir belki de heyecanla kendinizi kaybettirip hata yaptırır ama unutmayın ki bir gün önünüze gelir. Ya dileğiniz o an da gerçekleşmesi için gelir, ya da gerçekleşmesi yolunda size adım attırabilmek için.
O yüzden hayat oyununda isteklerine, hedeflediklerine, oyunun her detayına dikkat edin. Bütün oyunlar birbirinden farklı gibi gözükse de temelinde aynıdır. Üç tane kuralı vardır; hedef/amaç/istek, stratejik seçimler ve kararlar, oyun takibi. Bu üç kuralı bildikten sonra birkaç turda hata yapmışsınız, yanlış kartı seçmişsiniz, oyunu yeteri kadar takip edememişsiniz önemli değildir. Çünkü oyunun galibi en baştan bellidir. Belli olmayan ise galibiyetin geleceği zamandır. Çünkü galibiyet zamansızdır, ansızındır, bir anın içindedir, şuandadır ya da her daim var olandır.