Evren/hayat bize oyunlar oynar. Kendimizi denediğimiz bir konuda, en zayıf olduğumuz vakit sunar bize oyununu. Ona aslında tuzak/kapan/oltaya gelme/avlanma da diyebiliriz. Bu zamana kadarkinin en zoru gelir. Karşınıza dikilir ve sizi o tuzağa düşürmek için savaşır. Eğer onun bir tuzak olduğunu fark edebilirseniz ya da öncesinde fark etmeyi çok isterseniz yanınıza bir uyarıcı verir hayat. O, size kontrolünüzde kalmanız için yardımcı olur. O an bittikten sonra cevap veriş şeklinizi sonrasında idrak edersiniz. O anın içerisinde olanlar olur ve saniyelik tepkileriniz gerçekleşir. Geri dönüşü yoktur. Belki ilk zaman tuzağa düşmediğiniz için egonuz delirecektir. Kendini hep haklı sanacaktır. Bu zamana kadar ki yaptığı şeyi yapmadığın için sana kızacaktır. Sen kendine kızmayı reddettiğin için başkalarına kızacaksındır. Aksine, burada kızılacak bir şey değil kutlanacak bir durum vardır. Senin egona karşı kazandığın, kendini kaybetmeyip kontrolde kalmış olmanın zaferi kutlanacaktır. Güçsüzlük olarak gördüğün şey aslında en büyük güç olan olmuş olacaktır; değişimini gerçekleştirebilme. Karşındakine hükmetmek her zaman en kolayıdır. Peki ya kendine? Bundan sonra eskisi gibi olamazsın artık. İçinde bazı şeyler değişmiştir. Yeni yeni tatlar, duygular deneyimlemişsindir. Ha geride dönebilirsin eski haline, beyin zamanla onu istemeye başlar tekrar ya da dönmeyip değişimini izlersin. Bu tamamen kişinin kararıdır ama niyet yolunda en zor tuzağa düşmediysen artık ne aynı kişi olabilirsin, ne de eskiden yaptığını aynı görebilirsin. Çünkü niyet eden sendin. Hayat sana niyetlerin doğrultusunda hizmet etmekte. Nasıl biri olmak istediğinde, kalbinin, zihninin ve bedeninin hizmetinde. Yani kendinde sen, hayatta sen...